DOLAR
EURO
ALTIN
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 31°C
Az Bulutlu

Abi, Adam Doğuştan Yetenekli

21.07.2020
A+
A-

Birilerinin bizde olmayan olağanüstü yeteneklere sahip olduğunu düşünmeye, “özel” olduklarına inanmaya ne kadar da meyilliyiz. Yukarıdan torpili olan birkaç kişi var ve onlar ışıklar altında. Bizler ise bu sıradanlığımızla ortalama hayatlara mahkumuz. Yani sonuçta bize bahşedilmiş çarpıcı yeteneklerimiz yoksa, bu bizim suçumuz mu? Bu durumda yapacak bir şey olmadığına göre en iyisi Netflix’te yeni bir diziye başlamak. Gerçekten öyle mi?

Literatürde bu sendromun adı “Doğal Yetenek Yanlılığı” olarak geçer. Yani bizim “Abi, kadında bir yetenek var!”, “Adam doğuştan yetenekli, öyle böyle değil!”, “Onunki Allah vergisi canım, başka bir şey!” diyerek sergilediğimiz tutuma verilen isim “Doğal Yetenek Yanlılığı”. Başarıya, gayretle çalışarak ulaşmış insanlara, içten içe önyargılı bakmayı; doğuştan yetenekli olduklarını düşündüklerimize gizliden gizliye öncelik tanımayı içeriyor. Kendi kendimize diyoruz ki onların bu başarısı öyle çalışmayla filan olacak gibi değil, olsa olsa ‘normal’ insanlarda olmayan sıra dışı yetenekleri vardır. Oysa ki araştırmalar gösteriyor ki, yetenek başarıyı garantilemiyor. Bir konuya dair potansiyele sahip olmak bir şey, o potansiyeli kullanabilmek başka bir şeydir. Hamilton College öğretim üyesi Dr. Dan Chambliss’in belirtmiş olduğu gibi üstün performans olarak değerlendirdiğimiz şeyler aslında her biri öğrenilmiş, geliştirilmiş, ve alışkanlık haline getirilmiş onca beceri ve eylemin birleşimidir. Düzenli olarak ve olabilecek en iyiyi ortaya koyma gayretiyle yapılmaları dışında bu eylemlerin hiçbirinin sıra dışı ya da insan üstü bir yanı yoktur. Oysa biz Mozart’ın senfonilerini daha mistik ve sıradan olmayan bir şekilde ele almayı yeğleriz. Aslında uzunca bir süre devam eden kan, ter, gözyaşı sonrasında bizlere sunulan bir performansın arka planını düşünmek istemeyiz. Onun o gizemli ve çarpıcı olan son halini görmektir bize zevk veren. Hamurun nasıl karıldığını düşünmek pek işimize gelmez. Çünkü bu durumda bizlerin de yeteneğimizin olduğunu düşündüğümüz alanlarda güzel işler ortaya koyma imkânımız ve bunun için sıkı çalışma gerekliliğimiz doğar. İşte deha bu noktada kurtarıcı olarak devreye girer. Dahilik olgusu, potansiyelimizden ve ona hayat vermekten kaçış sürecinde sığınabildiğimiz ‘huzur verici’ bir limandır. Nietzsche bununla ilgili şöyle der: “Kibrimiz ve kendimize olan sevgimiz bu dahi sınıfını güçlendirir. Çünkü dehayı büyüleyici bir şey olarak gördüğümüzde, kendimizi onlarla kıyaslayıp bizde bir şeyin eksik olduğunu düşünmek zorunda kalmayız… Başkalarının ‘kutsal’ güçleri olduğunu düşününce rekabet etmeye gerek kalmaz.” Ne kadar rahatlatıcı bir tutum öyle değil mi?

Halbuki hiçbir büyük başarı tek başına tanrısal bir hediyenin ürünü değildir. Evet, her birimizde her şey olma potansiyeli yoktur ama en azından tek bir şeyde bile olsa, iyi olma potansiyeli vardır. Meselenin bir boyutu bu potansiyeli ortaya çıkarmak, fark etmektir. Burada aile, sosyo-ekonomik durum, eğitim şartları, ülkenin içinde bulunduğu konjonktür vs. devreye giriyor. Yalnız olay sadece bunlardan ibaret değil. Çoğumuz bir sezi ve/veya hayat tecrübesi sonucunda ne için burada olduğumuzu fark ediyor olmamıza rağmen harekete geçmiyoruz. Harekete geçenlerimizin büyük bir kısmı da yolda havlu atıyor. Olayın ikinci ve yetenekten daha önemli olduğunu düşündüğüm boyutu ise gayret. Chambliss’in deyişiyle odaklanmış, gördüğü her şeyi malzemeye dönüştüren, her yerde bir örnek ve teşvik kaynağı bulabilen, iç gözlemi kuvvetli olan, bir işi başarmak için gereken zamanı kendilerine tanıyan kişilerin sergilediği çaba. Çünkü ancak yeterince sergilenen gayret o yeteneği alıp bir beceriye dönüştürebilir.

Tam burada gidişata yerinde bir müdahale yapabilmek için dikkatinizi çekmek istediğim kritik bir nokta var. Yeteneklerin nasıl tespit edileceği sorusu. İnsanın doğal olarak temayülünün olduğu birçok farklı konu olabilir. Bir kısmını tadına bakıp sonra bırakmış da olabilir. Zaten mesele burada başlıyor. Bazı şeyler ilk başta cazip gelse de bir iki denemeden sonra cazibesini yitiriyorsa orada hakiki bir ilgiden söz edemeyiz. Ama bir şey eğer onunla ilgili belirli bir zorluğun üstesinden gelmemizi gerektirecek şekilde cazibesini koruyorsa -örneğin ney dersi almak için İstanbul trafiğinde bir buçuk saat yol gitmeye razı olmak gibi- orada bizim için gerçekten bir şey var demektir. İşte hayatımızla ilgili büyük bir amacı böyle bir ilgi etrafında şekillendirebilirsek, onu başarmak için gerekli olan ateş içimizde hep canlı kalır. Biz de, bu büyük amaca giderken yaptığımız küçük işlerden keyif alır; yolun sonunda değil, yoldayken de mutlu oluruz.

Bu yüzden iki şeye dikkat kesilmeliyiz. Birincisi o konuya karşı duyduğumuz ilgi, onu “hastalıkta ve sağlıkta, iyi günde ve kötü günde” yapmak için bizi diri tutacak kadar güçlü mü? İkincisi, becerinin bir geceden sabaha değil de, sayısız saatler boyunca hünerini yontmakla geliştiğini biliyor muyuz?

Bir şeyi sadece o gün değil, ertesi sabah ve daha sonraki sabah ve ondan sonraki sabah… yapmaya yetecek ilgi,

İcabında o iş için dökeceğimiz terden bir göl oluşabileceğini bilecek kadar gayret,

Kişisel alanımızla sınırlı kalmayıp, başkalarına hizmet boyutunu da içeren  anlamlı bir amaç

Azmin üç silahşörü…

YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.